Pages

27 Haziran 2013 Perşembe

Bir şeyler okudum!


Edebiyat Haber'in sitesinde dolaşırken dikkatimi çeken bir konudan bahsetmek isterim. Linkten de takip edebileceğiniz gibi filmsebekesi.com üzerinden  Drama İstanbul Film Atölyesi' nin hazırladığı, küçük bütçeli ya da gişede çok kişiye hitap edememiş yapımları bu sitede bulabilirsiniz. Anladığım kadarıyla henüz yeni olan bu çalışma gezi parkı olaylarıyla da yakından şahit olduğumuz Y kuşağına; kısaca internet ve sosyal medya kullanıcılarına küçük bütçelerle ulaşmak için buldukları ilginç bir yol. Yerli yapımları izlemek için oldukça güzel bir fikir. 4,99 TL gibi bir fiyata filmi yasal yollardan izleyebiliyorsunuz. Şu anda Saklı Hayatlar filmi sitede izleyicilere açık. Cep telefonunuzdan yapacağınız ödeme sayesinde anında izleyebilirsiniz ki site oldukça basit bir şekilde nasıl yapılacağını anlatmış. Aynı zamanda ödediğiniz bu paraların filmi üretenlerin bir sonraki projelerine katkı sağlayacağını bilmek de güzel şey.

                                 

17 Haziran 2013 Pazartesi

Patrick Süskind -Güvercin-

"İnsan bir büyükşehirde sıçmak için bile olsa arkasından bir kapıyı kapatamıyorsa, bu isterse ortak bir tuvaletin kapısı olsundu, bu bir tek, en önemli özgürlük, yani kendi ihtiyaç görme durumunda başka insanların bakışlarından kaçınma özgürlüğü kişinin elinden alınmışsa o zaman bütün öbür özgürlükler değersizdir"  demişti Patrick Süskind güvercin adlı öyküsünün ortalarında.

Alelade bir yaşam tarzı olan Jonathan'ın on yıllar sonra hayatını, yaşam tarzını, işini ve geleceğini sorgulamasına neden olan bir güvercinle karşılaşmasının öyküsünü; Jonathan'ın öykü içindeki gelgitlerini, debelenmesini, okuyana "artık yeter" dedirten cinsten çileden çıkarmayı başarmasını kıskanmadım desem yalan olur.

Baş karakterle beraber hayatımızı, sıkıcı ve tek düze işimizi, yaşam amacımızı biraz sinirlerimizi yıpratarak anlatan yazarın bu hikayesi okunmaya değer.

6 Haziran 2013 Perşembe

Taksim Gezi Direnişinden

31 Mayıs' ta başlayan ve dalga dalga tüm ülkeye yayılan protestoları anlatan bir yazı yazmakta internete giremediğim için geç kaldığımı biliyorum. Geç oldu ama direnişi anlatan bir dolu fotoğrafla yazıyorum bu yazıyı.
Taksim'de ki gezi parkında bulunan ağaçları korumakla başlayan ve bir grup göstericinin çadırını yakıp, gaz bombası atılmasıyla bir anda benim bile bu nesilden bir şey olmaz dediğim gençlik; duruma sahip çıkıp, olayların göbeğinde yer almaktan günlerdir vazgeçmedi. Hemen hafta sonu arkadaşlarımla bende Taksimdeydim. Akaretler'de ki olayların göbeğinde değildim ama televizyon başında (tabii bu arada Ulusal Kanal ve Halk tv den bahsediyorum) aklım hep oradaydı. Ne acıdır ki en bilindik kanallar bu haberleri vermedikleri gibi insanlara dalga geçer gibi penguen ve diktatör hitler belgeselleri yayınladılar. 'Orantısız güç' demeyeceğim bildiğin kafaya nişan alıp gaz bombaları atan polisler, Tayyip'in milleti kışkırtan açıklamaları, ölen ve ağır yaralanan insanlar ben dahil gazdan etkilenenler sebebiyle bugün bile bu direniş sürmekte. Çevremde kimsenin beklemediği 'bu insanlara müstahak' dediğimiz yolsuzluklar, haksızlıkların bir patlamasını izliyoruz, yaşıyoruz demek ki hala ümit var bir şeyler değişebilir. İki ağaç meselesinden çıkan mevzu AKM'nin yıkılmak istenmesi, Beşiktaş'ta halkın malı olan iskelenin ve yolun satışının, içki yasağının, hapiste suçsuz yere yatan insanları özetle işsizlikten tutun da satılan devlet mallarının, hukukun ve yargının tükenişinin geri kazanılması olarakta yorumlaya biliriz bu ayaklanmayı. Diren Taksim yayındayız!!