Pages

31 Ocak 2014 Cuma

cumasal faaliyetler



Faaliyet falan yok. Evde geceden yaptığım ve sabah dolaba koymayı unuttuğum yemeğin bozulmamış olmasını diliyorum ve eve gitmek için saatleri sayıyorum.

Yaşam enejimi, espri anlayışımı kaybediyorum sanki, daha da büyüdüm görmeyeli, oysa ne severdim yolda yürürken gözlerimi kapatmayı, rüzgarı dinlemeyi.aklıma bir fikir gelince heyecanmayı,
kendi kendime konuşup aklıma komik bir şey gelince  gülmeyi.. (delimişim ben bu arada :)
Unutuyorum sanırım süper bir müzik dinlerken ya da on numara elektro gitar solosunda kafamla ritim tuttuğum zamanlarımı özlüyorum.
Şimdi hiç bir şey için zamanım yok, rüyalarım yorucu.

Evdeki yemek ne durumda. Bozuldu mu? Gece 11'de yaptığım; kalan son enerjimi ona verdiğim yemek bozulmuşsa emekler heba olacak.Emekler heba olacak...

Sizi frank zappadan bir parça ile uğurluyorum. Cuma deyip gezmek ister ama bir taraflarınız donar biliyorum fena soğuk var dışarıda. O yüzden eve gidip bir harry potter mı izlemek lazım bilemiyorum, zaten yarın çalışıyorum. Büyü falan anca kurtarır beni....



25 Ocak 2014 Cumartesi

Sardım Buna


Sardım buna köşesi yaptım ya kendime; gerçekten hergün yeni bir şarkıya sarıyormuşum hiç fark etmemiştim.
Dünden beri belki 40 kez (40 bu arada afaki bir sayı değil gerçek) dinledim bu parçayı
Barış Manço'nun Little Darling şarkısı. İnsanlar bıktı resmen benim yüzümden.

Barış Manço şarkılarının yeri başka ama İngilizce şarkılarının yeri ondan da ayrı benim için.
Eğer BarışManço'nun yabancı parçalarını keşfetmediyseniz bir önayak olayım istedim. Beni favorim Trip fairground parçası, ayrıca Old Pavlin, Nick the chopper var böyle gider bunlar.
Bugün bir sahaf turlaması yapıp plağını bulmayı hedefliyorum.

24 Ocak 2014 Cuma

sabah sabah.. sandalye kapmaca


Sabah; her sabah gibi son dakika uyanıp üstüme bir şeyler geçirip koştura koştura işe giderken iş yerinin altında; çalışanları suratsız ama ürünleri lezzetli pastaneye girdim.
Oldukça küçük olan pastanenin kapısının önünde 4 masa falan var, liseliler takılıyor. Sandalyelerden birinin ucuna gayet çekinerek ilişmiş; (sabah onu görünce ne tonton tatlı teyze bu ! dememe sebep olan insan) yaşlı bir teyze var. Neyse dedim, bir şeyler yiyecek parası yok, belki yorulmuş ama emaneten oturmuş...

Ve pastaneden içeri girdim gözlerim simit arıyor göremiyorum. Neyse başka bir şey bakayım.
O sırada küçük çocuğuyla bir anne geliyor aldıkları elinde -"oturacağız ama yer yok"

Dedim ya suratsızlar diye "o teyzeyi kaldıralım bir şey yemiyor zaten " diyor  çalışan kadın.
yuh bu ne oldum tabii!!
Anne: "yok ya kaldırmayın teyzeyi, şuraya otururum (bknz: başkasının yanını kast ediyor)
Atak çalışan; teyzenin altından sandalyeyi alıp kadına veriyor. Teyze; bir önüne, bir ardına bakıyor. Ne vardı yani der gibi.

Tabii ben pastaneden çıktım bir şey almadan. Tüm bu sahneler bir kaç saniye içinde oldu.
Çıktım başka yer aradım. Simit aldım.  Benim bir şeyler almamam çok anlam ifade etmiyor pastane için, ama bende böyleyim. Bir daha gireceğimi sanmıyorum oraya. Sonra düşündüm. Keşke;
-teyzeye bi çay getir!! benden.. deseydim diye, kendime kızdım daha önce akıl etmediğim için..

16 Ocak 2014 Perşembe

Durun! İntihar edeceğim


Durdurun şu kavgayı çekilin oradan! sesleri sokağı bölmüştü

O gün  firenlerı gevşek, gövdesi paslı, pedalı çevirdikçe gıcırdayan bisikletimin arkasındaki sandıkta dilimlenmiş ekmek taşıyordum. İşim buydu. Ekmek dilimleme makinası çıktığından beri restorantlara poşet poşet dilim ekmek taşıyordum, okuldan sonra kalan boş vakitlerde, hafta sonları.

Sıcak sıcak dumanı üstünde taze çıtır ekmekleri bizim fırından alıp dağıtırken bir gün kokuya yenik düşüp bir dilimi tırtıklamaya başladım. Derken her seferde ekmekleri yemek alışkanlık haline geldi. Ekmek yemeyi küçükten beri severdim ama her an böyle tazesini bulmazdık. Gide gele tırtıkladığım ekmeklerin bir gün başıma bu kadar büyük bela açacağı aklıma gelmemişti.

Yine onca dilim arasında 2 tane yesem ne olacak nasılsa anlamazlar diyerek ekmeği bütün ağızıma atmıştım ki usta beni sokağın başında gördü, ağızımdaki bütün ekmek; bir yandan ekmeğin tazeliğinden ıslanan ağızımın içinde dönüyor, bir yandan da midemden beynime bir ateş dalgası yayılıyordu. Mecbur yuttuk ekmeği. Bisikletimi yakaladığı gibi beni alaşağı eden ustam bir güzel dövmeye başladı.

-demek ekmekleri yersin ha! diyerek girişitiği mücadelede bisikletim devrildi, ağızı gevşemiş ekmek poşeti başka bir yana savruldu. İçinden birkaç parça caddenin ortasına dağıldı. Birkaç dilimin lafımı olurdu halbuki! benim onca ter dökmeme. Üstelik para da almıyordum. Eve ekmek götürüyordum her gün.
Ama aklım ermedi bu işe, bir de karşı çıkmaya kalktım. Atılan dayaklar her seferinde etlerimi kabartıp kızartıyor, bu hiç şakaya benzemiyordu.

Etraftan yardıma kimseler koşmuyor merak edip bakmıyorlardı bile. Canım sıkılmış, gözlerimden tonlarca yaş akıyordu. İri koyu yeşil gözlerimin çizgi film karakterleri gibi parıldamasına sebep olan bu dayak; beni yol ortasında madara etmişti. Karşı bakkalın camekanından yansıyan aksimle burun buruna gelince anlamıştım; erkekliğe bok sürdürmemem gerekiyordu. Tam dönüp hıncımı alayım derken, az evvel kimsenin önemsemeyip bakmadığı bu kavga için şimdi seyircilere bilet kesilse iyi para kaldırabilirlerdi. Neyse, yüzümü tam ustaya dönmüştüm ki yumruğum havada kaldı, benim yumruklarım onunkilerinin yanında bu kadar küçük kalacağı aklıma hiç gelmemişti.

-vay köpoğlusu bir de el kaldırıyor! diyerek daha da kızan usta, bütün gücümün ona yetmeyeceğini sanırım benden önce fark etmişti. Bacaklarıma kürek gibi elleriyle, ayaklarıyla vuruyor, rızkını kediye yüklediği için bir bana bir kendine kızıyordu. Aralarda seyircilerden cılız seslerle itirazlar kulağıma çalınıyordu
-yeterdi ya hu!
Evet sanırım çokça dayak yemiştim. Canımın yanması; yerini sıcak ve yanma hissiyle karışık uyuşmaya bırakmıştı. Kafasında yemeni bozulmuş daha doğrusu tam takılamamış, pespaye üstü başıyla 1 saniyeliğine anamı gördüğümü sandım, sonra bayılmışım.
Uyandığımda acı içinde annemin kucağında buldum kendimi ama annem bile benle ilgilenmiyordu. Herkes damdaki adama bakıyordu. Neler oluyordu!

Evinin çatısına çıkan bu adam uzun zamandan beri işsizdi.
-Evine ekmek götüremiyordu ne zamandır fısıltıları yayıldı kalabalık arasında.
Saatlerini kahvede ya da evde geçirdiğini ben bile biliyordum. Oysa adam; yetti be hayat, çekilin atlayacağım! diyordu. Bizim yüzümüzden atlayamamıştı, üstümüze de atlamamak için önce kavganın bitmesini beklemişti sanırım. Beni döverken yorulan ustam,  kıpkırmızı soğuk kesiği ellerini havaya kaldırmış yapma yahu! diyordu.

Acı içindeki inlemelerime annem sonunda başını çevirip bakınca alnıma sıcak öpücüğünü kondurdu, ama
-dur yavrum bu adam atacak kendini! deyip beni teselli etti.
Kimse benle ilgilenmiyordu. Yoksa bu adam da dayak mı yemişti izinsiz ekmek yemekten. Çünkü mahalleye rezil olan bendim ve sanırım benim de intihar etmem gerekiyordu.
Ekmeğin  ciddi bir sorun olduğunu o gün anlamıştım.
Başka hiç bir besin benim dayak yememe, onun atlamasına sebep olamazdı.

15 Ocak 2014 Çarşamba

şiir



gözlerimi açık tutamıyorum
uyuyorum adeta iş yerinde
uyuyan bir ben miyim? diyorum
ansızın gelen Şefik bey " bu kaçıncı! " diyor
ben gözlerimi açık tutamıyorum, kapatıyorum bir kamyon azara rağmen
zor ayakta duruyorum
yorgun ve bitkin bir haldeyim bu gece gezmeleri yüzünden
her gece oyuna geliyorum tavernalarda
ahh o sabahlar!!
işe gitmek için kalktığım zifiri karanlıklarda
yatağımı terk etmemek için taklalar atıyorum
aslında seni unutmak için geçirdiğim geceleri sabahlara değişmem
yo yo beni yanlış anlama, bunların hepsi bir işte barınamamamdan
dışarı çıkınca unutuyorum yeniden sabah olacağını
ya da istemiyorum ayık kafayla her sabah o ekşi yüzlü Şefik'e bakmayı.

9 Ocak 2014 Perşembe

Kemal Tahir- Köyün Kamburu-

Bitti sıcağı sıcağına yazayım dedim .
uff o ne kitaptı öyle :) diyerek başlıyorum anlatmaya.
Yaşanan entirika ve akıl oyunlarını 430 sayfa hiç soluksuz okumaktan beynim giti geldi.

6 bölümden oluşan Köyün kamburu hiç şüphesiz; köy yeri konuşmaları, dönen dolaplar ve ülkenin 1. dünya harbi dolaylarında yaşadığı sıkıntıları kara mizah şekilde yüzüme çarptı diyebilirim.

Öyle bir kitap ki; sanki bende o köyde, onlarlaydım. Şive, konuşma stillleri o kadar başarılıydı düşünün. Birçok yerde için için güldüm. Tüm köy halkının kurguda bozulmalar olmadan bu kadar net aktarılıp  birbirine bağlanması başarı. Çorum'un bir köyünde geçen hikaye baş kahramanları herkes, ama esas konu Parpar Ahmet'in oğlu Çalık Kerim üzerinden dönüyor.Köyün önemli adamları olan hoca efendi ve muhtar heyeti tarafından Parpar, çalık diyerek itilen ve köye Allah tarafından gönderilmiş bir bela gibi görülen  bu karakterler köylünün çıkarlarına göre "ulan iyi , ulan aferin" alabiliyorlardı zaman zaman.
Temposunu hiç düşürmeden devam eden kitap; dudaklarda tatlı bir tebessüm bırakıyor.

7 Ocak 2014 Salı

Hari ho ho ho


Ben de moda hakkında yazayım en ucuz, en kaliteli, en şık nerede var benim neyim eksik dedim! ama takipçilerimin 4/3'ü erkek miş yahu. Zaten 4 kişi var :) Kime modayı anlatayım bilemiyorum o zaman erkek modasından bahsedebiliriz.
Hafta sonu neymiş bu H&M deyip kızlı erkekli oraya gittik çok övüyorlardı, hakikaten ben ucuza bir şeyler buldum. Ama erkek reyonu için bir şey diyemiyorum.(Taksim'de şubesi açılmış ilgilenenlere duyurulur. .)
Genel olarak erkekler ucuz şeyler bulamıyor, onların mağazaları ya %70 indirime girmiyor ya da çok zevksiz şeyler oluyor. Hal böyle olunca maskara olmak ile çekici gözükmek arasındaki çizgi inceliyor.

 Ben biraz salaş tarzı seviyorum. Özensiz saçlar, dağınık üstbaş, hantal botlar...




sivri burun, parlak ayakkabılar, dar omuz necati kıvamındaki ceket ve kısa paça pantalonla giyilen çorapsız ayakkabılar intihar sebebi..




örme salaş kazak ya da hırkalar, kar v.b. desenli renkli kazaklar, kapşonlu sweatshirtler süperr..
biraz abartmışlar sanırım :)



Özetle zorlama sitil; yapay ve itici. Vücut yapısı da önemli tabii. Dozunda fit olmakta fayda var
                                       
al sana zorlama still




bknz; adamın dibi





Bradley 'nin deri ceketi;tüm zamanların modası geçmeyeni





Eğer ergenseniz istediğinizi giyin gitsin.





ama bu abi gibi boynunuzu bükmek istemiyorsanız, biraz sağa sola bakın ama zorlamayın, saçınızı uzatacaksanız uzatın gitsin, herkes gibi üstten bir tutam saçı yana atmak zorunda değilsiniz. Papyon da hayatınızı kurtarmayacak. Moda insanın kendine yakışanı giymesidir deyip bitiriyorum.
Kendime not: ben bu moda işinden anlamıyorum