Pages

20 Nisan 2015 Pazartesi

Çiçek Küpeler


Yaşamayı beceremiyorduk, yaşamıyorduk . Biz hepimiz, tek başımıza ya da başkalarıyla.. Farketmiyordu. Bu şehir sıradan ve ızdıraplı koşturmacasının içinde bizi ezip suyumuzu çıkarmıştı bile. Ondan uzaklaşacak gücü bile çok görüyordu zaman zaman. Hayat dediğimiz şey yerini hırs ve  yaşam kavgasına bırakmış, şehir; masum ve çocukça olduklarını sonradan anlayacağımız hayallerimizi dertop edip bir köşeye atmıştı bile. İşte tüm bunlar yüzünden yaşayamıyorduk birlikte ve dağılmaya mahkumduk.Cıvık cıvık çamurlu suların içinde bile isteye delik ayakkabılarımızla koşuyor gibiydik.
Süslü lafların bir süre sonra fasafisolaştığı, yarım yamalak kaldırım taşlarında tesbih sallatıyordu çapraz komşu kızı. Mis gibi havanın ciğerlerimize indiği bir yaz gecesi; şangır şungur tartaklanıyoruz müstakbel dediğimiz kaynanamızın zengin damat merakı tarafından hiç beklenmedik bir anda. Bir takım gevelemeler dökülüyor Leyla’nın öpmelere doyamadığım dudaklarından. Bir apartıman boşluğundayız, beton sıvası yeni çekilmiş.Yankı yapıyor sesi. Bir lafı iki kez işitiyor kulaklarım. Bir seferi yetmez gibi. Uğuldamalar oluşuyor “olmaz, olmayacak annem vermez deyiveriyor”gelişi güzel. Sinirleniyorum, öfkeden delirmek üzere buluyorum kendimi. Gözlerim doluyor, ben ki sünnetten beri böyle bir acı görmedim, o zaman bile erkekliğe yedirip ağlamadım. Arkamızda mahallenin bebeleri patlak topla, şambrelle bağrış bağrış mücadele ediyor. Kafamı gökyüzüne kaldırıyorum. İsmini cismini bilmediğim İstanbul kuşları uçuyor caminin minaresi etrafında. Yedin be bizi İstanbul! Sefalet boynumuzu büküyor zırtapoz tipler önünde. Tiksiniyorum her şeyinden senin! Babadan yadigar lacivert taşlı tesbihim bileğimden düşüyor farketmeden. Leyla’dan bile nefret ediyorum. Eski Leyla’yı sevmek istiyorum bir yandan. Kafamdakini kirletsin istemiyorum, bakamıyorum yüzüne tüm bunlar ve daha sayamadıklarım yüzünden.

“Sen ne düşüyorsun peki?” diyorum sesim egzozu bozuk otomobil gibi bangır bangır. “Hiiç” diyor. Küçük omuzlarının üzerindeki başı kıvrılıyor yana. Geçen yaz memlekette kulaklarına ellerimle taktığım çiçekli küpesi görünüyor ince telli saçlarının arasından. Gözlerimden yaşlar akıyor aynı anda. Amca oğlu Musa ile göz göze geliyoruz. Karşı kaldırımdan korkmuş ve üzgün gözlerle bakıyor çakmak çakmak. Küpenin etrafına dolanan saçlarını kurtarmak istiyor elim yılların alışkanlığıyla, zaptı zor ellerimin biliyorum. Ağlıyorum olduğum yere çöküp. Bilmiyorum ya!Böğüre böğüre, çirkinleşiyorum iyice.Musa elinden cigarayı fırlatıyor, sağına soluna bakıp atılacak gibi oluyor yanıma doğru, elimi kaldırıyorum dur! gibisinden. Leyla şaşkın ve çaresiz yüzüme bakıyor en doğrusu bu havalarında. Küpeleri geri verseydi bari diyorum. Memleket ve sen artık ikinizi bir arada görmek mümkün olmayacak.